Bu yazının amacı adını verdiğim iki yazarla tartışmaya girmek değil. Bir davet! İki yazarı imam hatip okulları konusunda düşünmeye ve yazmaya davet ediyorum. Çünkü Recep Tayyip Erdoğan ve partisinin değişip değişmediğinin denek (mihenk) taşı bu imam hatip okulları.
Türban sorununun kaynağında da imam hatip okullarını ve bu okullara kız öğrenciler alınmasında görüyorum. Türban sorunu ilk kız öğrencilerin imam hatip liselerinden mezun olup yükseköğrenime başlamasıyla Türkiye’nin gündemine girip sorunlaştı.
Türkiye’nin demokratları (demokratlıkları nasıl ise), liberalleri, neoliberalleri, neoliberallerin emir erleri; demokratikleşme, özgürleşme, çağdaşlaşma, uyum yasaları, Kemalistler ve dinozorlar konularında her şeyi konuşuyorlar, ama imam-hatip okullarını ve zorunlu olarak Öğretim Birliği Yasası’nı ağızlarına almıyorlar. Oysa tek ölçü imam hatip okulları.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/5880349.asp?yazarid=72&gid=61
(İşin Kolayı ya da Diyelim ki... Özdemir İnce)
Neresinden tutsak?
Denek taşı meselesine girmicem kararlıyım.
Ama İnce'nin söylediklerini milletin anlayacağı dilden söylersem: "Kardeşim ben türbanlı bir kadınla, hele okumuş olanıyla sosyal hayatta karşılaşmak istemiyorum." Neyi unutuyor beyimiz ve hemdiğerleri? Türban siyasi bir simgeymiş şuymuş falan. Simgeyse, o da bir hak değil mi? Başı açıklık nasıl belli bir değer yargısını taşıyorsa, kapalılıkta taşır. Bi de şunu unutmuş beyimiz: yarın öbürgün bakarsın gün olur devran değişir, bugün senin başını zorla üniversite kapılarında açtırttıkların yarın iktidara gelir. O zaman sen, başını açık tutma özgürlüğünü istiyorsan bugün de onun başını kapatmayacaksın ve özgürlüğün her zaman teminatı olan bir yargıyı ve zihniyeti bu ülkeye yerleştireceksin. Yanlış mı dostlar?
2 comments:
Göz Bağcılık
Mesele insanın midesini kaldıracak kıvama gelmiş durumda. Ben şahsen bir yandan özgürlük, demokrasi, çağdaş medeniyet falan deyip diğer yandan yasaklayanlardan; başörtüsü değil türban o illüzyonundan faydalanmaya çalışanlardan; meseleyi rejim meselesi olarak göstermeye çabalayanlardan kelimenin tam anlamıyla iğreniyorum.
Bence iki yol var; ya bir gün sağduyu kazanacak ya da herkes kaybedecek. Umarım bir gün basiretli birileri çıkıp kıyısında durduğumuz uçurumun farkına varır.
Pek küçümsedikleri, hep iğreti halde baktıkları İran'la bu konuda aranılarında pek fark olmamasına şaşırmamak lazım. İranla farkımız, onlarda başı açık olanların üniversiteye girememeleri..
"ama o siyasal bir simge" zırvaları hayatımda duyduğum en ebleh mazaret kalıbı.
Bundan 15 yıl önce kürtçe konuşmanın yasak olduğu dönemleri gördük. Şimdi geriye dönüp bakınca, gülümeseme meydana getiren bir faşizanlıktan başka birşey değil. Çok değil bir müddet sonra da aynı yasak için benzer hisleri paylaşmak dileğiyle
Post a Comment