Baba parası - Engin Ardıç
Elimi cebime atıp da çıkardığım paranın üstünde rahmetli Mustafa Şevki Ardıç’ın resmini görseydim neler hissederdim acaba?Sayın Erdal İnönü on yıldan fazla bir süre neler hissettiyse onu...Çünkü Sayın Erdal İnönü gençliğinde (o zamanlar henüz birtakım yalak gazeteciler onun bir "siyaset bilgesi" olduğunu ileri sürmemişlerdi!) on yıldan fazla bir süre bakkala manava, sinemaya lokantaya üzerinde babasının resmi bulunan kâğıtlardan dağıttı... Bu yazıya şöyle de girebilirdik tabii: Siz hiç kâğıt elli kuruş duydunuz mu?Kâğıt iki buçuk liraya yetiştim, ilkokula giderken haftalığımdı... Kâğıt bir lirayı sonradan "nümizmatiğe" merak sarınca gördüm. (Bir milyon eski lirayı, ya da halkı "sıfır atmaya" alıştırmak için onun yerine çıkarılan ve kısa sürede sessiz sedasız piyasadan çekilen yeni bir lirayı kastetmiyorum... Şu anda "teorik olarak" tedavülde ama ara ki bulasın!)Lafın burasında bir Babıali kaşalotu durur ve "aaah ah, İsmet Paşa zamanında paramızın değeri vardı" diye içini çeker.Değeri vardı da, halkın onu pek gördüğü yoktu!Eh, şimdi de öyle, paramız dolardan ve avrodan "azıcık daha düşük" bir para ama herkeste çokça bulunamıyor...Kolleksiyonumda, ikisi hariç, bütün İsmet Paşa paraları var şimdi. Olmayanlar, çok zor bulunan ve fiyatları da bütçemi aşan binlikler. Biri, Hamburg’da bir paracıda gördüğüm ve içimin yağlarını eriten "arduvaz" rengi binlik (keşke aç otursaydım da almadan gelmeseydim), öteki de İnönü’nün son iktidar yıllarında bastırdığı mavi-bej binlik...İki de ayrı elli kuruş vardır, biri, onları getiren gemi Pire limanında bombalanınca denize dökülen ve tedavüle hiç çıkamayan, nümizmat argosunda "batan geminin malı" tabir edilen elli kuruş, öteki de savaş yıllarında kullanılan elli kuruş... Batan geminin malına dikkatli bakarsanız hafiften sararmış olduğunu görürsünüz, deniz suyu çekmiş... Her bir paranın ayrı bir öyküsü, ayrı bir kişiliği vardır... Bu dizinin yüzlüğüne de "çikolata" deriz biz... Menderes’in elli lirasına "karanfil" dediğimiz gibi.İnönü önce ne yaptı, bilir misiniz? Bir yandan devlet dairelerinden Atatürk’ün resimlerini indirtirken, bir yandan da kalıpları hazır, basılmak üzere bekleyen "ikinci emisyon" grubu kâğıt paralardan Atatürk’ün resmini kazıttı, yerine kendi resmini koydurdu.Fakat bu da onu kesmedi. Çünkü aynı renk ve aynı kalıpta paralardan bazı eski baskıların üzerinde Atatürk resmi kalmıştı, sağlığında çıkmış olanlar, bunlar da yenilerle birlikte dolanımdaydılar ve Atatürk görüntüsünü hepten ortadan kaldırmak amacındaydı... Onu "Ebedi Şef" sıfatıyla taşlaştırıp tarihe gömmüş, kendisi "Milli Şef" sıfatıyla bir "Türk Führer’i" olmuştu!...Kâğıt paraların bazılarını yeniden bastırdı. Nereye, biliyor musunuz? Elbette Almanya’ya!O savaş yıllarının Berlin Devlet Matbaası (Reichsdrückerei) basımı banknotları, buram buram faşizm kokarlar. Suratları murttur, renkleri ruhsuz. Bir tür Ankara havası taşırlar, bozkır görüntüsü. "Nazi mimarisinin" ürünleri olan eski bakanlık yapıları gibi. Bej onluk, kahverengi yüzlük... Eski Alman parası Reichsmark’a benzerler.O paralarda "cumhuriyet" değil "cümhuriyet" yazar!Almanya yenildi, savaş bitti, İnönü demokrasiye (daha doğrusu demokrasi benzeri bir aldatmacaya) geçmek zorunda kaldı.Paralar da yeniden basılacak, artık uygunsuz kalmış "Alman havası" giderilecekti elbette... Dördüncü emisyon... Bu kez nereye bastırdı yeni paraları? Elbette Amerika’ya... Bunlar daha bir renkli, daha bir cıvıl cıvıldırlar... Yeni bir döneme geçildiğini belli ederler. Kırmızı onluk, açık yeşil yüzlük, koyu yeşil beş yüzlük, mavi binlik...Sonra Adnan Menderes başbakan oldu. İlk "icraatından" birisi İnönü paralarını kaldırmaktı. Yerine kendi resmini bastırmadı, Celal Bayar’ın resmini de bastırmadı, Said-i Nursi’yi de bastırmadı, merak etmeyin.Eskisi gibi, Atatürk’ün resmini yeniden koydurdu banknotlara! Zülfü Livaneli’ye sorarsanız, karşıdevrim başlamıştı.
01.02.2007
No comments:
Post a Comment